KADIN MATEMATİKÇİ PORTRELERİ – MARYAM MIRZAKHANİ (مریم میرزاخانی)

 

11647139_482779591892049_1530469047_n

Geçen yazımı ‘’Emmy Noether’in tarihsel konumu ise adeta bir kardelen gibi tam da buraya oturmakta ve bunun yanı sıra ne mutlu ki günümüzde örnekleri çoğalmaktadır.’’ diye bitirmiştim. Buradan devam edelim, muazzam bir örnek ile…

Şimdi birden Noether’den Mirzakhani’ye neden sıçradığımı düşünecek olursanız elbette bir sebebi var, şimdilik bana kalsın. İlk bakışta, bu tarz geçişler karmaşa olarak gözükebilir, iddialı bir dile getiriş olacak ama yine de söyleyeyim, böyle birleştirilen tarihsel momentler olağanüstü bir estetik içerir. Ne demek istediği kadın matematikçi portreleri dizisi tamamlandığında dahi iyi anlayacaksınız. Lafı uzatmadan başlayalım…

Maryam Mirzakhani adını birçoğumuz, ilk defa, 2014 yılında “Matematiğin Nobeli” sayılan Fields madalyasını aldığında duyduk. Aslında bu prestijli madalyayı kazanan bir insan olarak Mirzakhani, etnik ve cinsel kimliğinin belirginliği sayesinde, ‘ilginç’ bir haber olarak dünyanın dört bir tarafına servis edildi. Bu cümleyi bir spekülasyon yaratmak için söylemiyorum, çünkü bilim camiasında kadının konumu genel anlamdaki toplumdaki konumundan bağımsız olmamakla beraber büyük ölçüde benzerlikte taşıyor. Çoğu haber merkezinden duyurulan bu gelişme, geniş kitleler tarafından hayret verici bir şey olarak algılandı: “Hem kadın hem de İranlı bir matematikçi Fields madalyasını aldı!” Çok yaygın bir şekilde dile getirilmese de şu mesnetsiz iddia da aksedildi: “ Ödül, kamuoyunun ilgisini yakalamak için bir kadına verildi!’’

Diğer yandan da toplum olarak hafızamız bu tarz haber ve gelişmelere daha az ilgi duyduğu ya da diğer haber bombardımanlarına maruz kaldığı için, bariz bir şekilde Mirzakhani ile beraber bu ödülü kazanan veya daha önce kazanmış matematikçilerin adını çoktan unuttuk.

1977’de Tahran’da dünyaya gelen Mirzakhani’yi şanslı bir kadın olarak atfetmek hata sayılmaz, çünkü İran ve Irak arasında yaklaşık bir milyon insanın hayatına mal olan savaş; şeriat ile yönetilen bir ülkede, onun, genel anlamda aynı yılın komşuluğunda doğmuş kuşağın eğitim sürecine engel olmayacak kadar sıcaklığını yitirmişti. Bu gerçekliği Mirzakhani’de her bulduğu fırsatta tekrarlıyor: “Şanslıydık.”

Kadın matematikçilerinin hayatlarının derinliklerine indikçe hep aynı şey belirgin olarak göze çarpıyor: Doğru değerlendirilen fakat göz ardı edilemeyen şans faktörü. İlk yazımda da Noether’in şanslı bir kadın matematikçi olduğunu birkaç kez vurgulamıştım, hatırlarsınız. Günümüz dünyası, şans faktörünün, kadınların eğitim dünyasına aktif olarak katılmasındaki yakıcı gerçekliği anlamamıza şeffaf bir olanak sunmuyor, iyiki de sunmuyor! Niyetim, varoluşları şansa dayanan muazzam başarıları anlatmak falan değil, zaten böyle bir şey mümkün de olamaz! Tam aksine, gayretim şanslı olmak zorunda olduklarını gerçeğini altını çize çize gün yüzüne çıkarmak…

Matematik tarihinde hiçbir büyük başarının aynı zamanda sürpriz olmadığı da su götürmez bir gerçektir. Mirzakhani’nin hayatını mercek altına aldığımızda iki kırılma noktası, bu başarı hikayesinin nedenlerini yaşadığı şartlar altında belirginleştiriyor.

Birincisi, ‘üstün yetenekli kız öğrencileri’ yetiştirmek için kurulmuş Ferzanegan Ortaokulu’na başlayışı ve bu okulda kendisi gibi bir kitap kurdu olan Rüya Beheşti ile tanışması. Satın almadan önce kitapları karıştırmanın yasak olduğu bir ülkede dostluklarının yarattığı motivasyon ile birçok rastgele kitap alıp okumuşlar birlikte. (Bu satırları okurken matematikçi olmak ile kitap okumanın ne alakası var diye kendinize bir soru yöneltmemenizi temenni ediyorum, çünkü kitap okumadan çok şey olunur ama hiçbir şey olunmaz.) Tabiki böyle kurulan insan bağları günümüze ulaşmakta hiç zorlanmıyor; hala yakın arkadaşlar ve aynı zamanda Beheşti de bir kadın matematikçi!

İkincisi ise ne kadar arasam tarasam da ismine ulaşamadığım isimsiz kahramanlardan biri, bir lise müdüresi. Daha önce matematik olimpiyatı takımına girmiş bir tane bile kız öğrencinin bulunmadığı bir ülkede, iki genç kadının tereddütsüz arkasında durmuş ve bu tavrı ile Mirzakhani’nin hali hazırda var olan matematik ile bağlarını daha da güçlendirmiştir. Mirzakhani ve Beheşti elemeleri elbette geçmiş ve matematik olimpiyatlarında İran’ı temsil etmişlerdir. Mirzakhani, 1994’te Hong Kong ve 1995’de Toronto’da katıldığı matematik olimpiyatlarında; ilk yıl altın madalya almış, ikinci yıl ise tüm soruları hatasız çözme başarısını elde etmiştir.

Matematik olimpiyatlarında elde edilen başarılar doğrudan soyut matematikte başarılı olma ve araştırma yetisi ile doğrudan ilişkilendirilemesede bireyin motivasyonu ve devamlılığı açısından gayet anlamlı olduğunu not etmek gerekiyor. Buna ek olarak, maalesef ki bizim ülkemizdeki matematik olimpiyatlarında derece elde eden çoğu gencin mühendislik eğitimini tercih ettiğini söylemeden edemeyeceğim!

1999’da Tahran’daki Şerif Teknoloji Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlayan Mirzakhani, lisansüstü eğitim için ABD’ye giderek; 2004’te Harvard’da, doktorasını Fields madalyası sahibi başka bir matematikçi olan Curtis McMullen’in danışmanlığında tamamlamıştır. 2004-2008 yıllarında ise Clay Matematik Enstitüsü ve Princeton Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etmiş olup, 2008’den beri ise Stanford Üniversitesi’nde profesör kürsüsünde göreve devam etmektedir.

Mirzakhani Fields madalyasının yanı sıra 2009’da Bluementhal Ödülü’nü, 2013’te Amerikan Matematik Derneği Satter Ödülü’nü ve 2014’te Clay Araştırma Ödülü’nü kazanmıştır. Günümüze kadar, matematiğin Teichmüller teorisi, hiperbolik geometri, ergodik teori ve simplektik geometri alanlarına ortak harekettiği bilim insanları ile beraber katkılar sunmuştur.

Matematiğin en prestijli ödülü sayılan Fields madalyasını ise topoloji, geometri ve dinamik sistemler arasındaki derin bağlantıyı açıklama yönündeki muazzam çalışmaları ve katkıları Mirzakhani’ye kazandırmıştır. Çalışmaları özellikle Riemann yüzeyi olarak adlandırılan geometrik nesneleri temel almaktadır. Sarmal şekillerin ancak karmaşık analiz yardımıyla anlaşılabilmesi gerçeği ile birlikte Riemann yüzeylerinin kendine özgü muhtemel geometrilerini haritalamaya ve böylelikle ortaya çıkan yeni alanları hesaplamaya dayanıyor.

Mirzakhani kendisi ile yapılan hemen hemen her röportajda, şimdiye kadar yaptığı çalışmaların açtığı yolda karşısına çıkan çok daha zorlu problemlerle uğraşmak istediğini bildiriyor. Bu yazıyı Mirzakhani’nin her matematikçi adayında olması gereken bir yetiyi dile getiren sözleri ile noktalandıralım: “Kolay yılan biri değilim.”

Oğuz Şavk – Boğaziçi Üniversitesi

 

** Bu yazı erdos.matkafasi adresinden alınmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s